' Chatlack Kız ' || FORUM SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ || ' Eda '

chatlack kız eda
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Meyve Veren Ağaç Taşlanır

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
eda



Kadın
Mesaj Sayısı : 43
Kayıt tarihi : 24/12/08

MesajKonu: Meyve Veren Ağaç Taşlanır   Perş. Ara. 25, 2008 5:22 pm

AYŞENİL ŞAMLIOĞLU

Yönetmenlik tercihiniz miydi yoksa sizi buna iten kişiler etkenler mi oldu?
Yönetmenlik benim için tercih olduğundan uzun yıllar boyunca oyuncu olarak yer aldığım oyunlar da dahil olmak üzere pek çok oyunda asistanlık yaptım. Hatta "Ayşenil sen oyuncu kadrosunda olduğuna emin misin? Yoksa hayali bir asistanlık kadrosu var da tek elemanı sen misin?" türünden esprilerle çok karşılaşmışımdır. Bir zaman sonra da "Ne zaman kendi oyununu yapmayı düşünüyorsun?" gibi sorularla karşılaştım. Yanıtım hep "Zamanı gelince!" olmuştur.
Bence yönetmenlik denildiğinde aceleciliğin sabırsızlığın yeri yoktur. "A aa evet eksikleri var ama gene de temiz bir iş... İlk reji tabii bu açıklar olacak gelecekte iyi işler yapacaktır...vs...vs..." türünden tepkilerle karşılanan bir rejinin sahibi olmayı dilemedim hiç. Bunu yapmaya o kadar hazır olmalıydım ki bu bir ilk reji denemesidir diyememeliydi seyredenler. Sonuç "Ben Feurbach" oldu.
Yönetirken nasıl bir yöntem izlersiniz?
Öncelikle topluma kurmak istediğim bir cümleyi içinde barındıran kendime dert edindiğimi dert edinmiş bir oyun seçerek başlarım işe.
Hele bazı oyunlar vardır ki yalnızca ortak cümlede buluşmakla kalmam okumamla eş zamanlı olarak bazı sahneleri oynanırken görmeye başlarım. Bu başka bir boyuta geçmek okuduğunuz dünyayla bir olmak uyanıkken düşe dalmak gibidir.
Ama elbette gördüklerim yeterli değildir. Temellendirilmeleri gerekir. Yazar dönem oyunun benden önce var ediliş biçimleri göstermeci tiyatronun teknik ve teorik suları gibi elimdeki oyunun doğru sağlam temeller üzerinde dikilmesi için gitmem gereken her yolda yolculuğa çıkarım. Yazınsal ve görsel döküman toplamaya başlarım. Sonunda tüm taradıklarımdan oluşan bir dosya vardır elimde. Son yıllarda bu konuda en büyük desteği Filiz Elmas'tan aldım; burada bir kez daha teşekkür etmek isterim kendisine.
Ben yönetmenim. Kaşif ya da mucit değilim. Yaşadığımız dünyada sanat üzerine söylenmemiş söz kaldı mı acaba diye düşünüyorum. Bilinenlerin yeni bir konseptte seçimidir yaptığım ve sahnede ne istiyorsam herşeyin özü o dosyada durmaktadır. Provaya girdiğimde tüm ekibimin elinde tekstlerinin yanısıra bu dosyadan olmalıdır. Eğer ortak bir dille oyunu var edeceksek herkes benim geçtiğim yoldan geçmelidir diye düşünüyorum.
Sonra oyunun nasıl bir uzamda var olacağını kurmaya başlarım. Tiyatro öncesi mimarlık eğitimimden olsa gerek uzamı bir yere kadar görmeden oyunu kuramam. Yani öncelikle nasıl bir dekor sonra nasıl bir kostüm nasıl bir koreografi nasıl bir müzik nasıl bir ışık... Bütün bunlar üzerine kararlarımı almak zorundayımdır. Çünkü oyun organik bir bütündür ve organik bütünde inorganik parçaya yer yoktur.
Yaratıcı ekibe tüm oyunu gördüğüm tüm detaylarla adeta canlandırarak anlatırım. Oyunculuk sevdamın hiç bitmemesinden olsa gerek. Provalar öncesi benim gördüklerimi onların da görmesini kolaylaştırır bu. Sonra birlikte geliştirerek olgunlaştırmaya başlarız. Sahnelerin var oluş biçimi her sahnede kurulmasını istediğim cümle bu cümlenin oyunun ana cümlesinde ne dediği karakterler her birinin ne adına niçin nasıl var olacağı üzerine tüm kararlarımı alırım. Karakterlerin evrensel göstergeleri neler olabilir üzerine de düşünürüm sahne cümlesinin birden fazla biçimde var oluşu üzerine de! Mümkün olduğunca çok seçenekle gitmek isterim oyuncularıma.
Gördüğünüz bir düşü herkesin görmesini sağlamak gibi bir zorluğa soyunmaktır yönetmenlik. Konsept kurmak bence işin en kolay yanı. Çünkü o aşamada kendi kendinizesiniz. Ama sonra koca bir ekiple yan yana geleceksiniz ve herkesin nabzının bir atmasını sağlamak üstelik de bunu şu kadar haftada sağlamak zorundasınız. Bu nedenle provaya girmeden önce oyunla işimi bitirmek isterim. Tüm enerjim oyuncularımın var oluşuna gitmelidir. Oyun onlarla seyirciye ulaşacak onlarla soluk alıp verecektir.
Oyunun maketini masaya koyup biriktirdiğim herşeyi dökerek başlarım ilk provaya. Okumayı fazla uzatmaktan yana değilimdir. Bir an önce sahneye inip okuma ve hareketi bir arada götürmek isterim.
Ve her prova öncesi en az bir buçuk saat süren ısınma ve egzersizlerle oyunun ortak beden ve adım dili üzerine çalışmalar yaparım. Bu çalışmalar sahnedeki beden dilinin artık reflekse dönüşmesini sağlar.
Provalar ilerlerken oyuncuların benim getirdiklerim üstüne katlayarak getirdikleriyle bütünleşmek oyuncudan gelene yer açmak onun hücresinde duranı sahneye dökmesini sağlamak onlarla gelişmek bütünleşmek olgunlaşmak var etmek bu işi yaptığıma hep şükretmeme yol açan mucizevi bir süreçtir.
Oyuncular... Onlar benim bebeklerimdir.! Kaç yaşında olursa olsun sahneye bir şey söylediğimde bana bakan gözler en fazla dokuz yaşında... Ve öyle hızlı büyüyorlar ki... En fazla iki buçuk ayda kocaman abiler ablalar oluyorlar.
Çocuğumun ilkokula başladığı gün sıraya girmiş gidişine bakarken "Gidiyor işte... Artık o benim bebeğim değil T.C. vatandaşı oluyor" diye ağlamaya başlamıştım. Bundan sonrasında bana fazla gereksinimi olmayacağından benim bir parçam olmaktan çıktığından büyümesinden duyduğum gurur üzüntü özlem hepsinin karmaşası duygular ağlamama yol açmıştı. Genel provada kendinden emin sahneye çıkan ve güldür güldür bir oyunu taşıyan ekibime bakarken gene ağlamaya başlıyorum. "Onlar artık benim bebeğim değil artık değil!" diye ve bütün çocuklarımla gurur duyuyorum.
Nasıl oyuncuları tercih edersiniz? Pasif kendini size bırakan rolle ve sizinle mücadele eden araştıran sezgiyle giden...
Her oyuncuyu sevgiyle ve sabırla karşılarım. Benim için önemli olan hücresinde rolü barındıran oyuncuyu sahnede görebilmektir.
Canımı sıkan durumlar da olmuyor değil tabii. Rol üstüne düşünüyorum derken reji yapmaya kalkışan oyuncu can sıkıcıdır örneğin. Onun evde yaptığı reji benim sahnede yaptığımla örtüşmediğinden problem çıkar. Bu da zaman kaybına yol açar ki en büyük israftır. Çünkü bir oyun zamanla yarışılarak çıkar. Zamanı gereksiz kapıları zorlayarak kaybetme lüksümüz yoktur. Bir oyuna açılan yüzlerce kapı vardır. Hangilerinden geçileceği kararını almak da rejisörün işidir. Oyuncunun işi ise o kapıları nasıl kullanacağını seçmektir; seçilmemişleri zorlamak değil.
Tabii bir de rolle ya da yönetmenle mücadeleyi kişisel nedenlerle saldırganlığa hatta oyunu sabote etmeye dönüştüren oyuncu vardır ki bu etik alana girer ve hiç kimsenin onay veremeyeceği bir durumdur.
Sizi groteske iten neden nedir?
Ben göstermeci tiyatroya inanıyorum. Grotesk de göstermeci tiyatronun vazgeçilmez bir ögesidir. Ama oyunlarım groteskin ağırlıklı olarak yer aldığı kara komedyalardır. Durrenmatt'a olan yakınlığım groteski öne çıkarmamda önemli bir etken. Ondan bazı alıntılar yapmadan edemeyeceğim:
- Tiyatronun sorunları adlı denemesinde Durrenmatt bize uygun düşen tek biçim komedidir demektedir. Çünkü dünyanın bugün içinde bulunduğu duruma katıksız tiyatronun dramaturji biçimi uygun düşmez. Hatta yalnız uygun düşmemekle kalmaz olanaksızdır.
- Trajedi biçim verilmiş bir dünyayı şart koşar; komedi ise (Moliere'de olduğu gibi toplumsal komedi olmadığı sürece) biçim verilmemiş olmakla olanı hareket halindeyken yakalananı bizimki gibi toparlanmakta olan bir dünyayı şart koşar.
- Durrenmatt trajedinin seyircinin hayal gücüne bağlı olduğunu söyler. İlerleyen teknikle birlikte seyirci hayal gücünü de yitirmiştir; oysa trajedideki kahramanlarla duygudaş olabilmek için bu önemlidir.
-Trajedinin seyircinin hayal gücüne ihtiyacı vardır oyuna katılmasına. Trajedi için kural şudur: Tiyatro=Gerçeklik. Trajedi kurmacayı yadsımak zorundadır; oysa kurmaca olmadan trajedi olmaz. Çünkü her oyun kurmacadır. "Hayallerimizin azalması hayal kurmak için artık yeterli güce sahip olamamamızdandır. Bu yüzden de trajedi sahnedeki hayalleri artık pek inanılır bulmadığımızdan neredeyse yalnızca filmlerde yer almaktadır" der Durrenmatt.
- Komediyi aynı zamanda bir tuzak olarak da tanımlar. Bu tuzağa düşen seyirci gerçek yaşamda gözlerini kapattığı şeyleri izlemek zorundadır. Ama seyircinin oyundaki kişilerle ya da olaylarla özdeşleşmesini kesinlikle istemez. Bu yüzden de komedinin grotesk olmasının etkili olacağını düşünür. Çünkü grotesk bir yabancılaştırma etkisi yaratır böylece araya mesafe koyar seyirci olayla özdeşleşmez; oyunu karşısında durur düşünebilir.
- Aristophanes tarzı eski komedilerin günümüze çok uygun olduğunu düşünür. "Aristophanes'in dehası gerçeği buluşlarla değiştirmek ve böylece groteske yükseltmek sanatında yatmaktadır" der. - Grotesk en üst derecede stilize etmek bir anda betimsel yapmaktır. Bu yüzden de zamanın sorunlarını daha da ötesi şimdiki zamanı bir tez ya da röportaj olmadan ele almayı başarır.
- Gerçeği groteske dönüştürmek seyircilerin karşısına toplumun dolayısıyla da kendimizin dev aynasını tutmaktır. Böyle bir dev aynada çirkinlikler daha da öne çıkar dünyamız çarpılıp groteskleşir. Ama aynı zamanda böylesine stilize edilmiş bir dünya seyirciye tehlikeli bir biçimde çok daha açık seçik görünür.
- Durrenmatt gerçeği sahnelemek istemektedir; ama ne kişiler ne de onların yaptıkları şeyler gerçeğe tıpı tıpına uygun olmak zorunda değildirler. Stilize kişilerin yer aldığı grotesk tiyatro temsil etmeli taklit etmemelidir.
- "Komik olan bizi etkiler çünkü onunla aramıza mesafe koyarız; komik olan nesneyi bizden uzak tutan da kahkahalarımızdır. Ama bu neşeli ve rahat bir gülme değildir; o gülüş seyircinin boğazında tıkanıp kalır" der.
HADİ TİYATROYA :d
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Meyve Veren Ağaç Taşlanır
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
' Chatlack Kız ' || FORUM SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ || ' Eda ' :: 

Kültür ve Sanat Dünyası

 :: TİYATRO
-
Buraya geçin: